Abstract
Amaç: Adanmışlık genellikle öz-ihmal, yargı bozulması ve etik ihlal ile ilişkilendirilen aşırı ve yıkıcı bir bağlılık biçimi olarak ele alınmaktadır. Ancak bu tek yönlü yaklaşım, adanmışlığın üretken ve anlam kurucu boyutlarını görünmez kılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, adanmışlığı hem yaşamı zenginleştiren hem de yaşamı çarpıtan bir olgu olarak ele almak ve insanın gelişimine katkı sunduğu ya da onu zayıflattığı koşulları ortaya koymaktır.Yöntem: Araştırma, felsefi psikoloji temelli nitel bir yaklaşımı benimsemekte ve temel yöntem olarak fenomenolojik betimleme kullanmaktadır. Kavramsal analiz yoluyla adanmışlığın yapısı incelenmiş; felsefe, bilim ve gündelik yaşamdan seçilen örnek durumlar analiz sürecine dâhil edilmiştir.Bulgular: Analiz sonucunda, adanmışlığın ne özünde patolojik ne de özünde erdemli bir olgu olarak değerlendirilemeyeceği ortaya konmuştur. Adanmışlığın anlamı ve değeri, izlenen yolun rasyonelliği ile etik ilkelerin korunma derecesine bağlıdır. Bu ölçütlerin sağlanması durumunda adanmışlık anlam üretimi, süreklilik ve yaratıcı üretkenliğin kaynağı hâline gelmekte; ihlal edilmeleri durumunda ise öznenin gerçeklikle ilişkisini bozarak benliğin yadsınmasına yol açabilmektedir.Sonuç: Çalışma, adanmışlığın yapısına ilişkin dengeli bir kavramsal çerçeve sunarak, indirgemeci yaklaşımları sorgulamakta ve adanmışlığın hem yapıcı hem yıkıcı potansiyellerini birlikte ele almaktadır. Bu yönüyle güncel felsefi ve psikolojik tartışmalara kuramsal bir katkı sunmakta; bağlılık, anlam ve etik öznellik üzerine yapılacak gelecekteki araştırmalar için yol gösterici çıkarımlar sağlamaktadır.